Ara

İstanbul Kız Kulesi Hikayesi ve Tarihi

Facebook
Twitter
LinkedIn

Yüzyıllardır İstanbul boğazını süsleyen, birçok rivayete konu olan Kız Kulesi, Marmara Denizi’nin yakınında bulunur. Salacak açıklarındaki küçük bir ada üzerine inşa edilen bu tarihi yapının tarihinin, MÖ 24 yılına kadar dayandığı bilinir. İstanbul kız kulesi hikayesi ve tarihi ise oldukça merak edilir.

Günümüzde Üsküdar’ın sembolü haline gelen ve İstanbul’u ziyaret eden hemen herkesin fotoğraflarını süsleyen Kız Kulesi, geçmişte birçok amaçla kullanılmıştır. Kimi zaman gözetleme kulesi olan bu tarihi yapı, kimi zaman ise deniz feneri görevini üstlenmiştir.

İstanbul Kız Kulesi Hikayesi

Özellikle Avrupalı tarihçiler, burayı “Leander Kulesi” olarak adlandırmıştır. Bu adlandırmanın temeli ise, özünde bir hikâyeye dayanmaktadır. Bu İstanbul kız kulesi hikayesi içeriğine göre Hera, kuleye hapsedilmiş bir genç kızdır. Leander ise ona deliler gibi aşık olan genç bir adam. Bu genç adam, Hera’ya kavuşmak için yüzerek Kız Kulesi’ne varmak istemiş, ancak boğularak can vermiştir. Bunun üzerine ise kule “Leander Kulesi” adını almıştır. Bir başka rivayete göre ise dönemin Bizans İmparatoru, kızı Hera yerine damatlığa layık görmediği Leandra’yı buraya hapsetmiştir. Buna ek Hares’in eşinin hatırası için yaptırdığı ya da falcı kehanetinden kaçmak için yapıldığı gibi iddialar da vardır.

Yapının günümüzdeki halinin daha anlam dolu, daha değerli bir hal alması için öncelikle geçmişte geçirdiği serüvenlerin üzerinde durulmalıdır. Bu serüvenler ve uygarlıklara göre değişen Kız Kulesi kullanış amaçları ise birazdan değinileceği gibidir.

Kız Kulesi Tarihi

İstanbul kız kulesi hikayesi

Günümüzde Üsküdar’da yer alan ve Bizans döneminden kalan tek eser olarak bilinen Kız Kulesi, tarih boyunca birçok millete ev sahipliği yapmış, birçok amaca kucak açmıştır. İnsanları cezbeden ve adeta derin nefes çektiren güzelliği ise birçok rivayete, hikayeye konu olmasına sebep olmuştur. Ancak efsanelerine değinmeden önce yapının gerçekten tarihinden bahsedilmesinde fayda vardır.

Öncelikle Kız Kulesi’nin inşa ediliş tarihinin MÖ 24. Yıllara dayandığı söylense de yapılan araştırmalar ve literatür taramaları, bu yapıdan ilk defa MÖ. 400’lü yıllarda bahsedildiğini gözler önüne sermiştir. Öncelikli olarak bu kayalıkların inşa ediliş amacı, deniz ticaretinde gümrük noktası görevi görmektir. Kayalıkları inşa eden ise Atinalı bir komutandır. Alkhibiades adındaki bu komutan, Kapıdağ Yarımadası’nda elde ettiği başarıdan sonra Karadeniz’den gelecek olan gemileri kontrol altında tutmak amacıyla bu kayalıkları inşa etmiştir.

(Bu noktada şu notu düşmekte fayda vardır; birçok tarihçi, bu yapının öncelikli olarak dalga kıran olarak inşa edildiğini iddia etmektedir. Ancak genel kabul gören gerçek, az önce bahsetmiş olduğumuz “gümrük noktası” bilgisidir.)

Bizans Döneminde Kız Kulesi

Kız Kulesi tarihini Atina’dan sonra süsleyen bir diğer devlet, şüphesiz Bizans’tır. 12. Yüzyıl dolaylarında dönemin Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos, Atina döneminde yapılan kayalıkların üzerine bir kule inşa etmiştir. Ardından bu kule ile Sarayburnu’nda yer alan Mangana Kulesi arasında bir zincir gerdirmiştir. Bu sayede ise boğazların kapanmasını sağlamıştır. Zincirin ağırlığının kuleye zarar vermemesi için ise denize belirli aralıklarla ahşap sallar geçirmiştir. Böylelikle hem bu kıymetli yapı zarar görmemiş hem de boğazların kapatılması amacına ulaşılmıştır.

Osmanlı Dönemi ve Kız Kulesi

İstanbul kız kulesi hikayesi

Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesi üzerine bu yapıya oldukça özen gösterilmiştir. Özellikle Kız Kulesi’nde her gece bir nöbetçi birliği nöbet tutmuş ve yapıyı korumuştur. Bu dönemde yapı yalnızca korunmamış, aynı zamanda geliştirilmiş, sağlamlaştırılmıştır. Özellikle bayramlarda ve padişah değişikliği olduğu, yeni padişahın tahta çıktığı zamanlarda bir gelenek oluşmuş, Kız Kulesi ise bu gelenekteki başrol olma özelliğini elinde bulundurmuştur. Bu geleneğe göre, padişahın tahta çıktığı dönemlerde ya da bayramlarda Kız Kulesi’nden mutlaka bir top atışı yapılmıştır.

Osmanlı döneminde son derece kıymet gören, geleneklere eklenen Kız Kulesi, 1509 yılına gelindiğinde son derece talihsiz bir olay yaşamıştır. Bu yılında meydana gelen büyük deprem, yapının yıkılmasına sebep olmuştur. Ancak bu, dönemin padişahı olan III. Ahmet’i yıldırmamış, padişah bunun üzerine ahşap bir kule yaptırmış, denizden gelen gemilerin yolunu görebilmeleri için ise bir zeytinyağı feneri koyulmuştur. Ancak onca yıl dimdik duran bu yapı, 1720 yılında yeni bir talihsizlikle karşı karşıya kalmıştır. Bu tarihte ise kule yanmıştır. Ardından ise kagir bir fener kulesi tekrar yapılmıştır.

Veba Salgını ve Kız Kulesi

Depremlerle, yangınlarla ve daha nice zorlukla karşı karşıya kalan Kız Kulesi, bir de veba salgını görmüştür. 1800’lü yılların en büyük problemlerinden biri olarak görülen ve yaygın olarak İstanbul’da ortaya çıkan Veba salgını, genel olarak bir panik hali yaratmış. Bu salgın hastalığın tedavi sürecinde öncelikli olarak Maltepe Asker Hastanesi tercih edilse de zamanla hem hastanenin yetersiz olması hem de Kız Kulesi’nin denizin ortasında, karadan bağımsız bir yapıya sahip olması kulenin de tercih edilmesini beraberinde getirmiştir. Özellikle İstanbul’da askerler arasında yaygın olarak görülen veba hastalığı ve buna ek bütün bulaşıcı hastalıkların görüldüğü kişiler (yani musablar) Maltepe Askeri Hastanesi ve Kız Kulesi’nde tedavi görmüştür.

Hem benzersiz güzelliği ile gözleri üzerine çeken hem de tarih boyunca farklı kullanım amaçlarına kucak açan Kız Kulesi, 1832 yılında II. Mahmut tarafından tekrar onartılmıştır. Esasen yapının günümüzdeki görüntüsüne kavuşmasına yönelik atılan önemli adımlardan biri de budur. Çünkü bu onarım faaliyetinin ardından yapı;

  • 1857’de Fenerler İdaresi’ne,
  • 1945’te Liman Müdürlüğü’ne geçmiştir.

1945 yılında Liman Müdürlüğü’ne geçmeden önce kuleyi ziyaret eden İbrahim Hakkı Konyalı, yapının o günkü hali ile bugünkü halini mukayese etmemizi sağlayacak bir anlatıma imza atmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı, 1941 yılındaki Kız Kulesi’ni şu şekilde anlatmıştır;

“Kulenin bugünkü görüntüsünün temelleri ve alt katta bulunan önemli kısımlar, Fatih döneminden kalmıştır. Yapının kapısı, mermer çerçevelidir. Bu çerçevenin üst kısmında ise yine mermer olan madalyon şeklindeki bir levha vardır. Levhada, II. Mahmut’un tasvirli bir tuğrası yer almaktadır. Tuğra ise Hattat Rasim’in kaleminden çıkmıştır.

Kuleye giriş yaptıktan sonra sizi karşılayan birinci katında iç içe geçmiş iki oda ve bu iki odaya ek bir de depo vardır. Asıl kuleye ulaşmak için ise burada yer alan sekiz basamaklı merdiveni geçmek yeterlidir. Asıl yapının da üstüne, yani üçüncü kata çıkmak için ise on dört basamak çıkmak gerekir…”

Bu tasvirin üzerine bir süre radar istasyonu olarak kullanılan yapı, deniz taşımacılığında emniyetin sağlanması açısından oldukça önemli bir görev üstlenmiştir. Bu amaçla hava kararında kulede ışıklar yakılmaya başlamış, sisli havanın göründüğü zamanlarda ise sis düdüğü tercih edilmiştir.

İlerleyen süreçlerde, yapı siyanür depolama amaçlı olarak bile kullanılmıştır. Ancak Üsküdar Belediyesi’nin bu yapıyı turistik tesis olarak planlama teklifi ve girişimi üzerine siyanürler 1992 yılında Kız Kulesi’nden çıkartılmıştır.

İlginizi çekebilir: Anıtkabir Ne Zaman Yapıldı?

Şampiyon Aliağa Helvacı Spor

Milli karatecilerden Başkan Topaloğlu’na ziyaret

Erkek Basketbol Takımı Avrupa Şampiyonluğu’nu hedefliyor! Üsküdar Üniversitesi Erkek Basketbol takımı Süper Lig Şampiyonu oldu!

EÜ’de düzenlenen “3. Yaş Üniversiteleri 1. Spor Şenliği” sona erdi

İzmir’de ilk defa yapılan Aliağa’nın ev sahipliğinde düzenlenen Kuzey Ege Spor Oyunları’na Bergama damga vurdu

Manavgat’ta Deniz Küreği Türkiye Kupası Heyecanı Başlıyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Haberi Paylaşın

Facebook
Twitter
LinkedIn